Sanal Ortamda Ankaragücü!

Bugün 06.06.2012… Her yıl olduğu gibi bu yılda bu tarih küçük bir tebessüm etmemize yardımcı oluyor. Sözü fazla uzatmadan esas konumuza geçmek istiyorum.

Başlığımızdan da anlayacağınız üzere sanal ortamda bulunan ve Ankaragücü ismini en güzel şekilde temsil etmeye çalışan internet sayfalarından söz edeceğim.  Tabi ki sadece .com, .net uzantılı değil facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden de bir kaç sayfa tanıtacağız. Daha çok, hit olan değilde bilinmeyen sayfaları göz önüne çıkarmak amacım. Buyrun bu sayfalara göz atın isterseniz. Sayfalara ulaşmak için resimlere tıklayın…

1- Ankaragücü Fan Page 

Facebook sosyal paylaşım ağında en çok üye sayısı olan Ankaragücü sayfalarından biri… Taraftar kitlemizin bu sosyal ağı fazlasıyla kullanması sebebiyle üye sayısı gün geçtikçe artmakta, yapılan paylaşımların güncelliği ve doğruluğu bir profesyonel haber sitesi seviyesindedir. Umarız Ankaragücü adına daha güzel işler başarmaya devam edilir.

Sayfaya gitmek için resme tıklayınız.

2- Lacivert 1910 Blog

Uzun süredir takip ettiğim ve en güzel Ankaragücü blog sayfalarından biri… Yaptığı paylaşımlar, sayfa güncelliği gibi konularda acemiliği aşmış olan Lacivert 1910 blog sayfası daha iyi yerlere gelmekte… Yalnızca futbol takımımızı değil, A2 ligini ve voleybol müsabakalarını da takip eden sayfa Ankaragücü’nün sanal ortamda en güzel yerlere gelmesi için uğraş veriyor. Umarım daha da iyi yerlere gelirler….

3- Ankaragücü Tarihi

Sanal ortamda belki takip edilesi güzel sitelerden biri fakat ziyaretçi sayısı bir o kadar az… Ankaragücü tarihini en güzel anlatan sitelerden biri bu site. Kuruluştan bu yana kullanılan armalar, isimler, hatta sezonların özetlerinin fotoğraflarla anlatıldığı güzel bir site. Tavsiyem şudur ki ziyaret etmekle kalmayın güzelce bir araştırın.

Sayfaya gitmek için resme tıklayınız.

4- Ankaragücü İskoçya 

Amerika, Almanya ya da İspanya’da bu ismi duysak belki şaşırmazdım fakat ilk duyduğumda ve gördüğümde İskoçya ismi ile yanyana gelen Ankaragücü ismi beni şaşırttı. Oldukça güncel ve güzel haberlere yer veren bu site, İngilizce yayın yapmakta. Az da olsa İngilizce’niz varsa ziyaret edin ve keyif almaya bakın.

5- Biz Ankaragüçlüyüz

Facebook sosyal ağında takip ettiğim belki ender Ankaragücü sayfalarındandır. Yaptığı paylaşımların güzel ve güncel olması tavsiye edeceğim siteler arasında yer almasına sebeptir. Bana sorarsanız bu kadar hayran sayısını hak etmeyen sayfalardan biridir.

Sayfaya gitmek için resme tıklayınız.

6-Ankaragüçlü İş Yerleri

Ankaragücü sanal ortamına yeni katılan fakat çoğu insandan beğeni alan sayfa, aslında Facebook’da bir grup. Fakat herkesin güzel bir şekilde Ankaragüçlü iş yerlerini tanıttığı sayfa da gerçekten taraftarın birbirine yardımı dokunuyor. Umarız daha profesyonel bir alt yapı ile kategorize edilmiş iş yerlerinin karşımıza çıkacağı internet sitesiyle karşılırız.

Sayfaya gitmek için resme tıklayınız.

7- Harbiye TV

Hazırladığı videolar ve fotoğraflarla, Ankaragücü multimedyalarında adeta yeni bir çağ açan güzel bir sayfa. Başarılarının devamını diliyoruz.

Sizinde bize iletmek istediğiniz blog sayfanız ya da Ankaragücü ismi taşıyan, farklı tasarım ve düşünceyi benimsemiş, güncelliğini sürdüren internet siteniz veya sayfanız varsa iletişim bölümünden bana ulaşabilirsiniz.

Reklamlar

Buz Adam; İSHAK DOĞAN

Ankaragücü’nün genç yıldızı İshak Doğan TFF’nin yayın organı Tam Saha’ya çok özel bir röportaj verdi…

Tarihinin en zor dönemini yaşayan ve sezonu genç oyuncularla tamamlayarak küme düşen Ankaragücü’nün en dikkat çekici oyuncularından birisi olarak A2 Millî Takımımızın formasını giydi. Almanya’da yetişen ve çok yönlü oyunculuğuyla “joker” olarak nitelendirilen genç yıldız adayının en önemli özelliği, teknik direktörlerini bile şaşırtan bir özgüvene ve soğukkanlılığa sahip olması.

Bir çok insan seni Ankaragücü altyapısından yetişmiş bir oyuncu olarak tanıyor ama sen geçtiğimiz sezonun başında Almanya’dan Ankara’ya gelmiş bir futbolcusun. Ailen Almanya’ya ne zaman ve nereden göç etmiş, kaç kardeşsiniz diye sorarak başlayalım.

Ailem Aksaraylı. Babam 21 yaşında çalışmak için Almanya’ya gitmiş, sonra da annemi yanına aldırmış. Ben 1990 yılında Almanya’da doğdum. Üç ağabeyim, bir ablam var, en küçüğü benden 10 yaş büyük. Babam oldukça yaşlı yani. Zaten futbol oynamamı da başlangıçta hiç istememişti. Futbola karşı bir insandı. Hatta 5-6 yaşlarında evden kaçıp evin arkasında arkadaşlarımla top oynadığımı gördüğünde bana iki gün evden çıkmama cezası vermişti. Fakat benimle birlikte abilerimin de futbola olan hevesini görünce babamın da o katı tutumu kırıldı ve benim en büyük destekçim oldu.

Futbola nasıl ve ne zaman başladın? İlk kaydın 2008’de Arminia Bielefeld olarak görünüyor ama o dönemde 18 yaşındasın; dolayısıyla geçmişte de bir şeyler olmalı…

Babam futbola karşı olduğu için benim kulüplerde oynamama izin vermemişti. “Git mahallede arkadaşlarınla oyna” diyordu. Ama 9 yaşına geldiğimde bir köy takımının Alman antrenörü beni gördü ve kendi takımında oynamamı istedi. “Oynarım ama önce babamı ikna etmeniz gerekir” dedim. Babamla görüştüler ve ikna ettiler. Sağ olsunlar bana da çok yardımcı oldular. Tesisleri biraz uzaktı ama her gün beni aldılar, götürüp getirdiler. Sonrasında eyalet takımında oynadım. Ondan sonra Wattenscheid’da beş sene oynadım. Hamit ve Halil Altıntop abiler A takımda oynarken ben de U15 takımındaydım. Hamit abi şimdi A Millî Takım’da, ben de A2 takımındayım. İnşallah bir gün A takımda birlikte oynarız. 5 sene sonra 2. Lig’de yer alan Arminia Bielefeld’e transfer oldum. İki sezon kaldığım Bielefeld’de A takımla idmanlara çıkıyor, A2 takımında da oynuyordum. Ama ne yazık ki orada da maddi kriz yaşadık (gülüyor). Geçtiğimiz sezonun kış döneminde Ümit Özat beni Ankaragücü’ne transfer etti.

Almanya’da başka bir takımda oynama şansın yok muydu? Neden Türkiye’ye geldin?

Aslında Almanya’dan da teklifler vardı ama Süper Lig’de oynamak bana çok daha cazip göründü. Bir de Ankaragücü gibi 100 yaşını geride bırakmış bir takıma gelecektim. Diğer yandan Ümit Özat gibi Almanya’da da bilinen bir teknik adamla çalışacak olmanın albenisi vardı. Ankaragücü’nde kendimi daha iyi geliştirebileceğime inanmıştım.

Ancak Ankaragücü’ndeki ilk yarım sezonunda hiç oynama fırsatı bulamadın.

Doğru, oynama fırsatı bulamadım. Ancak ben kendimi o dönemde çok geliştirdiğimi düşünüyorum. Takımda Vittek gibi, Fatih Tekke gibi kariyerli oyuncular vardı. Onlarla antrenman yapmak bile çok önemliydi. Futbol hayatımın en fazla şey öğrendiğim döneminin oynamadığım o 4 aylık dönem olduğunu söyleyebilirim. Hem antrenmanlarda çok iyi çalışıyor hem de Fatih Tekke gibi, Vittek gibi oyuncuları yakından izliyordum. Bir de insan oynamadığı dönemde kendisini daha fazla sorguluyor ve eksiklerini görüp, gidermeye çalışıyor.

Futbola ilk başladığında forvet oyuncusuydun değil mi?

Başlangıçta forvet ve forvet arkası oynuyordum. Ama Ankaragücü’nün sol bek ihtiyacı vardı ve beni de sol bek olarak transfer ettiler. Deneme için Ankara’ya çağırdıklarında sol bekte oynatmışlardı. Oradaki performansımdan memnun kaldılar ve beni o mevki için kadrolarına kattılar.

İdollerin var mıydı futbola başladığın dönemde?

Almanya’dayken de Türkiye Ligi’ni yakından takip ediyordum. Özellikle Fatih Tekke çok yakından izlediğim bir oyuncuydu. Aynı takımda yer almak da nasip oldu ve Fatih abiden çok şey öğrendim. Selçuk İnan, Burak Yılmaz ve Alex de çok yakından izlediğim oyunculardı. Hatta maçlarda bile topun benim bölgemden uzak olduğu anlarda rakip oyuncuları gözlemler, neyi nasıl yaptıklarını görüp öğrenmeye çalışırım.

Altyapı eğitimini Almanya’da almanın sana avantaj sağladığını düşünüyor musun?

Almanya’daki altyapılarda imkanlar daha geniş. Sahaların, kullanılan malzemelerin kalitesi üst düzeyde. Bir yandan da Almanların klasik disiplin anlayışı var ve her oyuncu çok erken yaşlarda taktik bilgileri edinip uygulamaya başlıyor. Sizde bir yetenek varsa vardır zaten. Almanlar bu yeteneğinizi oyun bilgisiyle birleştiriyor ve oyunu otomatik olarak oynamanızı sağlıyor.

Gelişimine katkı sağlayan teknik adamlar kimlerdi?

Onun döneminde hiç oynamasam da Ümit Özat benim için çok önemli bir teknik direktör. Çünkü beni Ankaragücü’ne getiren oydu. Bir de başta da söylediğim gibi ben o oynamadığım dönemde futbol adına çok şey öğrendim. Kenarda beklediğim sürede eksiklerimi kapatmak için çok daha fazla çalıştım. Kamp dönemini geçirdiğim Mesut Bakkal döneminde gözle görülür biçimde kuvvet kazandım. Sonrasında Hakan Kutlu bana çok güvendi. Bu güveni hissettiğinizde otomatik olarak performansınız artıyor. Tabii Ziya Doğan Hocam da beni Süper Lig’de ilk defa oynattığı için kariyerimdeki önemli teknik adamlardan birisi.

Almanya’da futbolla okul eğitimini bir arada sürdürmeyi mümkün kılan bir sistem mevcut. Sen bu sistem içinde eğitimini nereye kadar sürdürdün?

Almanya’da futbol oynamanın en büyük avantajı bu. Türkiye’de iki eğitimi bir arada yürütmek pek mümkün olmuyor. Almanya’da sabahtan akşama kadar okula gider, akşamları da antrenmanlara çıkardık. Ben de bu sayede 13 sene okudum ve liseyi bitirdim. Almanya’da okul eğitimi o kadar önemli ki, karnenizin kötü olması kulüpten gönderilmenize kadar uzanan sonuçlar doğurabilir. Burada üniversiteye devam etmek istiyorum. Ancak sezonu çok yoğun geçirdiğimiz için bu yıl fırsat bulamadım. Önümüzdeki dönemde eğitimimi sürdürmek amacındayım.

Son dönemde Almanya’da yetişen pek çok genç oyuncunun ülkemize transfer olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni ne? Türk oyuncular Almanya’da kariyerlerini sürdürme şanslarının az olduğunu mu düşüyor?

Genç bir oyuncunun kariyerini Almanya’da mı yoksa Türkiye’de mi sürdüreceğine karar vermesi oldukça zor aslında. Ben de bu kararı verirken çok düşündüm. Ama bir yandan yeni bir heyecan arıyorsunuz, Türkiye’ye geldiğinizde televizyonda izlediğiniz idollerinizle birlikte oynamak gibi bir şansınız var. Ülkenizin en üst liginde forma giyeceksiniz. Almanya’da ise o düzeye çıkmak daha zorlu bir süreç. Bu nedenle genç oyuncular Süper Lig’den teklif geldiğinde genellikle burayı tercih ediyor. Ama şu da bir gerçek; eğer siz iyi bir oyuncuysanız her yerde oynarsınız.

Ankaragücü seni nasıl keşfetti? O dönemde Ankaragücü dışında başka kulüplerden de teklif almış mıydın?

Dediğim gibi Ankaragücü’nün bir sol bek arayışı vardı. Ümit Özat Hocamız da daha önce Köln’de oynadığı ve antrenörlük yaptığı için Almanya’daki Türk oyuncuları yakından tanıyordu. Ben de tanıdığı oyunculardan biriydim ve bu nedenle transferimi gerçekleştirdi.

Türkiye’ye ve Ankaragücü’ne adaptasyon sürecinde neler yaşadın? Farklı bir ülkeye uyum sağlamak senin için kolay oldu mu?

Ankara’daki sosyal aktiviteler Almanya’ya oranla sınırlı. Sonuçta ben hayatımın 20 yılını Almanya’da geçirmiş birisiyim ve insanın alıştığı bir hayattan, her şeyini bildiği bir düzenden ayrılıp kendi ülkesi bile olsa başka bir ortama adapte olması kolay değil. Tamam, ben her iki-üç yılda bir tatil için Türkiye’ye geliyordum ama tatil amaçlı geldiğinizde gördüklerinizle tam anlamıyla burada yaşamaya başladıktan sonra karşılaştıklarınız aynı olmuyor. Dolayısıyla başlangıçta adapte olmakta zorluk çektim ama o dönemde benim gibi gurbetçi bir oyuncu olan Kaan Söylemezgiller bana çok destek oldu. Bir de şöyle bir durum var. Almanya’da şehirler birbirine çok yakın ve yaşadığınız şehirde sıkılırsanız bir başka şehre kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Ankara’da ise en yakın şehir neredeyse 5 saat mesafede.

Takımda Kağan dışında sana destek olan başka kimler vardı?

Fatih abi ben gelir gelmez ilgilendi ve neleri yapıp neleri yapmazsam daha başarılı olabileceğim konusunda bana nasihatte bulundu. Zaten bütün genç oyuncularla yakından ilgilenen ve onlara destek olan birisi Fatih abi. Vittek’in Almanca konuşması benim için bir avantajdı. Keza Sestak ve Adem abi de öyle…

Almanya’da ve Türkiye’de oynanan futbol arasında bir kıyaslama yapabilir misin?

Türkiye’nin Almanya ile arasındaki mesafeyi kapatmaya başladığını düşünüyorum. Abdullah Hoca gibi başarılı ve arzulu bir teknik direktörün Millî Takımımızın başına gelmesi de büyük bir avantaj. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u bir sistem takımına dönüştürmeyi başarmış ve sonuçlarını da almıştı. Bizim insanımız zaten coşkulu bir futbol oynuyor. Bu coşkuya disiplin anlayışını da eklersek çok daha başarılı olacağımızı düşünüyorum.

Bundesliga’daki futbol anlayışıyla bizim ligimizdeki futbol anlayışı arasında ne gibi farklar var?

Bundesliga’da futbol çok daha sakin oynanıyor. Takımlar sanki bir ipin ucunda oynatılıyormuş gibi hep birlikte hareket ediyor. Herkes ne zaman ne yapacağını biliyor. Burada ise bir kaos var. Futbol çok agresif ve acele edilerek oynanıyor. Her şeyin hemen olması bekleniyor ama futbol böyle bir oyun değil. Bazen bir adım geri çekilip ondan sonra üç basamak yukarı çıkmanız gerekiyor. Futbolda en fazla ihtiyaç duyulan şey sabır ama bizim ligimizde çok sabırlı futbol oynandığı söylenemez. Büyük takımlar ve bir kaç sistem takımı elbette sabırlı futbol oynayabiliyor ama bunun artık ligimizin klasiği haline gelmesi ve herkesin aynı anlayışla oynaması gerekiyor.

Bu kıyaslamayı bir de taraftar topluluklarının beklentileri açısından yapabilir misin?

Almanya’da statlar her zaman dolu oluyor ve bu büyük bir ayrıcalık. Her zaman verilen bir örnektir; Borussia Dortmund en kötü günlerini yaşadığı dönemde bile 80 bin kişiye oynuyordu ve 40 bin taraftarı da kombine bilet alabilmek için sırada bekliyordu. Bu durum bütün takımlar için geçerli. Şampiyonluğa da oynasanız, küme düşmemek için de çabalasanız taraftarlarınız her maçınızda tribünleri dolduruyor. Çünkü orada yenmek ve yenilmekten öte takımına destek vermek ve oynanan futboldan zevk almak önemli. Dolayısıyla taraftarlar sadece kendi takımlarını değil, kendilerine zevk veren rakiplerini de alkışlıyor. Tribüne gelen insanların birinci önceliği, ödediği paranın karşılığını güzel futbol izleyerek ve eğlenerek alabilmek. Dolayısıyla rakibin iyi oynaması da onların bu güzel futbol talebini karşıladığında onları da alkışlıyorlar.

Çok yönlü bir oyuncu olduğunu, stoperde, sol bekte ya da orta sahanın solunda oynayabildiğini biliyoruz.

Farklı mevkilerde oynayabilmek avantaj elbette. Zaten Ankaragücü’ndeki ilk maçımda de Ziya Hoca beni sol açıkta oynatmıştı. İkinci maçıma ise stoperde çıktım. O maçta Ediz abi sakattı. Takımın savunmadan topu oyuna sokamamak gibi bir sıkıntısı vardı. Hoca beni antrenmanlarda denedi ve stoper oynattı. Hakan Hoca gelene kadar stoper oynadım. Sonrasında ise sol bek oynamaya başladım.

Sen nerede oynadığında takımına daha fazla katkı yaptığını düşünüyorsun?

Sol bekte hücuma daha fazla katkı verdiğimi düşünüyorum. Ama stoperde de kendimi iyi hissediyorum. Sol kanattaki tercihim ise geride oynamak. Çünkü orada oyunu daha iyi görüyorsunuz, markajsız oynadığınız için geriden hücuma çok daha hızlı ve etkili çıkabiliyorsunuz.

Hocaların senin hangi özelliklerini beğeniyor?

Topu iyi kullanabilmek önemli bir artı elbette. Ziya Hoca bana, “Sen tamamen kendine güvenden oluşan bir oyuncusun galiba. Topu aldığın zaman hiç kaybetmeyecek gibi bir ruhun var. Açıkçası ben de top senin ayağına geldiğinde asla kaybetmeyeceğine inanıyorum. İnsan biraz telaşlanır, tedirgin olur. Ama sen topu büyük bir soğukkanlılıkla kullanıyorsun. Bu da bir Anadolu takımı için büyük bir avantaj” diyordu.

Peki, sendeki bu özgüven nereden kaynaklanıyor?

Yapım böyle sanırım. Soğukkanlı bir insanım. Belki de Almanya’da baskı yemediğim için böyle bir güven kazanmış olabilirim. Ama tabii ki bu güven, vurdumduymazlık anlamına gelmiyor. Sorumluluklarımı biliyorum.

Kendinde eksik gördüğün yönler var mı, bunları gidermek için neler yapıyorsun?

Defansif açıdan eksiklerim var. Kafa topları konusunda da çok iyi olduğum söylenemez. Hem antrenmanlardan sonra hem de tatillerde ekstra çalışmalar yaparak kendimi geliştirmeye uğraşıyorum. Yabancı dergilerde ünlü oyuncuların röportajlarını okuyorum ve görüyorum ki, hiçbiri bugün geldikleri noktayla yetinmiyor. Hepsi biraz daha üzerine koymak için çaba harcıyor. Onlara bakarak kendi kendime, “Bu benim mesleğim ve önce kendime saygı duymam lâzım. Bunun için de daha çok çalışmalı, daha çok şey öğrenmeliyim. Maçlarımıza gelen insanlara her seferinde daha iyi bir İshak Doğan izletmeliyim” diyorum.

Ankaragücü’nün dağılma sürecinin ardından Aydın Toscalı ve Mehmet Çoğum dışında sadece genç oyuncular kaldı. O dönemde takım içinde neler yaşandığını, oyuncuların neler hissettiğini, hangi motivasyonla oynadığını merak ediyor insan. Bize üst üste 16 maç kaybedilerek geçen o yarım sezonda neler yaşandığını anlatır mısın?

Takımdaki abilerimizin ayrılmasının ardından biz genç oyuncular olarak adeta ortada kalmıştık. Aydın abiyle konuştuk o dönemde ve “Takımda kal, bize abilik yap” dedik. Sonuçta onu ve Mehmet abiyi ikna ettik. Aydın abi de bize sahip çıkmak için takımda kaldı. O bizim için bir efsanedir. O karmaşa içinde takımda kalması çok önemliydi. Ondan çok şey öğrendik. Bize liderliğin nasıl yapılacağını gösterdi. Motivasyonumuza gelince… Zaten sezon boyunca para almadığımız için ikinci yarıda para almamak bizim için yeni bir şey değildi. Hepimiz mesleki kariyerimizi düşünerek oynadık. Eğer ben o dönemde kötü performans gösterseydim bugün A2 Millî Takımı’nda olmazdım. Bence büyük sıkıntılarla geçen o dönem benim futbol kariyerim için bir dönüm noktası. Ben olaya böyle bakıyorum. Biz 6-7 ayı her gün isyan ederek geçirseydik, her maça çıkıp 5 yeseydik o zaman kendimize de bir faydamız olmazdı. Biz kendimize ve geleceğimize yatırım yaptık. Sanki her şey normalmiş gibi sahaya çıktık ve yaptığımız işten zevk almaya çalıştık. 90 dakika boyunca bütün problemleri kafamızdan silip sadece futboldan zevk almaya baktık. Hiç bir antrenmanı kaçırmadık. Çünkü futbola saygımız vardı. Zaten böyle olmasa başarılı olmak mümkün değil. Genç yaşta böyle bir tecrübeyi yaşamak benim açımdan son derece önemliydi. En kötüsünü gördüm ben. İnşallah Ankaragücü gibi 100 yıllık bir kulüp de bu sıkıntılı dönemden sıyrılır. Bir de işin şu tarafı var; eğer Ankaragücü bu sıkıntıları yaşamasaydı belki ben oynama fırsatı bulamayacaktım. Yani bizim için neyin hayırlı olduğunu yaşamadan bilmiyoruz. İlk geldiğim dönemde yedek kalmam da sonrasında kulübün yaşadığı sıkıntılı dönemde oynamam da bence futbol geleceğim için çok önemli birer avantaj oldu. Ben işimi severek yapıyorum ve bu işten zevk alıyorum. Dolayısıyla her zorluğuna da göğüs germem gerektiğini biliyorum.

Millî formayı ilk olarak 29 Şubat’ta Estonya ile oynanan A2 maçında giydin. Millî Takımlardan ilk davet aldığında ve maç sırasında neler hissettiğini anlatır mısın?

Kadro açıklandığında takımla birlikte yemek yemek üzere toplanmış televizyon izliyorduk. Önce A Millî Takım kadrosunu gördüm.Peşinden A2 takımı açıklandı ve benim de ismim oradaydı. Nasıl sevindiğimi anlatamam. Müthiş gurur verici bir olay. Almanya’da oynadığım dönemde de millî takımlar seçmesi için teklif almış ama “Ben Türkiye için oynayacağım” diyerek reddetmiştim. O günden beri en büyük hayalim ay-yıldızlı formayı giymekti ve kadroya çağırıldığımı öğrendiğim ilk anda neler hissettiğimi anlatabilmem kolay değil. İnşallah bu formayı uzun yıllar giymek istiyorum.

Transferde adı en çok geçen oyunculardan birisin. Neredeyse bütün Süper Lig takımları seni istiyor ama 2014’e kadar da Ankaragücü ile sözleşmen var. Bundan sonrası için nasıl bir strateji izleyeceksin?

Önceliğim kulübümün menfaati. Onlar izin verirse benim için de iyi olacak bir kulübe gitmek isterim. Bugüne kadar transferimle hiç uğraşmadım. Çünkü o zaman kendimi futbola vermem mümkün olmazdı. Transferimle sadece menajerim ilgileniyor. Ben futboluma bakıyorum. İşine saygı duyan her oyuncu da böyle yapar zaten. Siz futbolunuzu oynarsınız, eğer iyiyseniz zaten geleceğiniz yere gelirsiniz. Elbette benim de hayallerim var. İspanya Ligi’nde oynamayı çok isterim. Orada Alman futbolu ile Türk futbolunun karışımı bir oyun anlayışı var. Hem coşkulu hem de disiplinli oynuyorlar. Ben de bir gün o ligde oynamayı çok istiyorum.

Beğendiğin sol bekler var mı?

Bizim ligimizde Hasan Ali Kaldırım’ı ve Hakan Balta’yı beğeniyorum. Avrupa’da beğendiğim sol bek ise Tottenham’lı Gareth Bale. İki yönlü bir oyuncu. Defansif yönü iyi, ofansa katkısı ise müthiş. Kuvvetli, süratli, toplara mükemmel vuruyor. Fenerbahçe’nin eski oyuncusu Andre dos Santos da beğendiğim sol beklerden birisi. Bir kere çok rahat bir oyuncu. Kendine güveni çok üst düzeyde. Çok sayıda gol atıyor. Defansif yönünü de giderek geliştirdiğini düşünüyorum.

Seni en çok zorlayan forvetler hangileri?

Stoper oynadığım Fenerbahçe maçında Semih abi beni çok zorladı. Sırtı dönük oynamasını çok iyi biliyor. Topu çok iyi saklıyor, alıyor, veriyor. Bir de golcü sezgileri çok yüksek. Onu tutmak gerçekten zor. Kanat oyuncularından da Tita ve Emre Çolak zor oyuncular. İki kanada da giderek oynadıkları için onların karşısında oynamak kolay değil. Birebir oyuncu eksiltme yetenekleri de yüksek. Ama açıkçası hiç bir oyuncuya karşı oynamaktan korkmuyorum.

Kaynak : Klasspor.com

Yanlış Politikalar…

Uzun yıllardır zihnimi kurcalayan en büyük sorulardan biridir; Neden taraftarımız bu kadar az, neden? Belki biraz düşününce ve biraz da tribünden abilerimi, arkadaşlarımı dinleyince adeta kafama dank etti. Taraftar sayımızın az olmasının sebebi, uyguladığımız tribün politikalarımızdı.

Bu konu üzerinde düşünceler yine aklımı kurcalarken tribünden bir abimle internet üzerinden sohbete başladık. Aslında sohbetin başlangıcı bu konu değil, şampiyon olacak takımın Ankara’nın merkezinde kutlama yapmalarının önüne geçilip geçilemeyeceğiydi. Gönül ister ki yaşadığımız şehirde başka takım taraftarı kutlama yapmasın. Hele de o şehirde küme düşen bir takım var ise… Ama biraz mantıklı düşünüldüğünde bu onların hakkıdır. Hata bizde… Kutlama yapmalarına izin verdiğimiz için değil, Ankaragücü ismini medyaya yanlış tanıttığımız için, en ufak sürtüşme de olayı devasalaştırdığımız için, Fair Play ruhuna ters giderek holiganlığı seçtiğimiz için… Evet belki şu an bana kızıyorsunuzdur. Ama objektif düşünmemiz gerekmez mi? Bir bakın geçmişe taraftarımız ne kadar yanlışlar yapmış, bu yanlışlar günümüze de yansıyor ve bizi yavaş yavaş bitiriyor. Bir çok taraftar bu nedenle tribünden soğuyor. Taraftar sayımızın azalmasında ki tek unsurdur; tribünde adına “kaynatma” denilen terbiyesizlik, densizlik, ahlaksızlık yapmak… Durduk yere “Ne bakıyorsun lan?!” deyip kavga çıkarmak… Belki aldığı alkolün etkisiyle belki de bilinçli olarak sağa sola sataşan o çocuk yüzünden bir çok Ankaralı, bir çok Ankara’da yaşayan genç, Ankaragücü tribünlerini yerini almaktan kaçınıyor. Korkuyor, çünkü Ankaragücü deyince en basitinden aklına kavga, dövüş, holiganlık geliyor.

En ufak örneğini vermek istiyorum. Başımdan geçen bir olaydır bu;

Geçen sene Gökçek döneminde Kasımpaşa ya da Trabzonspor maçıydı. Okulda ki bir çok erkek arkadaşıma  buyrun maça gidelim bi atmosferi görün sonra 3 büyüklerin yolundan giderseniz gidin diye teklifte bulundum. Keşke söylemez olsaydım. Biri çıktı “Yok kardeşim ben gitmem kavga ediyorlar zaten babam da izin vermiyor hepsi serseri taraftarınızın…” felan dedi. Daha fazla üstelemedim. Üsteleyemedim. Haklılardı. Ne diyebilirdim ki. Bir kere benliklerine Ankaragücü ismini bu şekilde kazımışlar. Medyanın abartması, bizim yaptığımız hatalar derken tertemiz gencecik bir Ankaralı’nın, belki de 3 büyükler hegemonyasından kurtaramadım, kurtaramadık…

Sözü de fazla uzatmak istemiyorum. Yaptığımız hataların telafisini belki biz göremeyiz, belki 19 Mayıs Stadyum’unu hatta yeni yapılacak stadyumun tıka basa dolu olduğunu biz göremeyiz. Tabi ki Ankaragücü taraftar ismi o günlere dek yaşatılırsa…

Saygılar…

 

Zincire Bir Halka Daha…

Görsel

Evet, başlıktan da anlaşıldığı üzere şahsım adına zincire bir halka daha kazandırmak niyetim. Ankaragücü taraftarlarının sanal ortamda takip ettiği ve edeceği bir sayfa olma yolunda ilk adımımı “Meşale Dumanı” adında bir blog açarak başlamış bulunmaktayım.

Ankaragücü tribünlerinin güzel yönlerini, eksiklerini ve fazlalarını, futbol ve voleybol takımlarımızın gidişatına ağırlıkla yer vereceğim. Bunun yanında Anadolu takımları ve tribünlerini, dünya futbolunu, öne çıkan haberleri de elimden geldiğince paylaşıp yorumlayacağım…

Hiç bir zaman grup ayrımı yapmaksızın, yalnızca birlik ve beraberliğin ön plana çıkacağı bu platform, herkese hayırlı olsun.

H. İbrahim KALE